SULTAN SOFRASI AÇILDI!
ALO ÇÖP HİZMETE GİRDİ
Halk Eğitim Karate yükselişte
Sofu açıkladı: 3 Uzman 8 pratisyen hekim geliyor
Bu haber 28 Eylül 2017, Perşembe 16:13 tarihinde eklendi. 125 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MİLLÎ TEMEL EĞİTİM VE YARINLAR

Aydınlık güzel yarınlar, huzur ve refah eğitimle sağlanır.. Eğitim, her ülkenin kendine özgü uygarlık anahtarıdır.
 MİLLÎ  TEMEL  EĞİTİM VE YARINLAR .

  Zorunlu Temel Eğitimi de her ülkenin kendi aydınlık yarınlarına özgü bir sağlam temel unsurudur.. Yarınlar bu temeller üzerinde inşa edilir.. Bu nedenledir ki, Millî Eğitim’imiz, Türkiye’mizin ebedi bağımsızlığı, yurdumuzun ve ulusumuzun aydınlık mutlu yarınları için sağlam temeller üzerinde bulunmalıdır.. Bu nedenlerledir ki, “Bütün ümidim gençliktedir!”(1919) dediği gençliğimizin iyi yetişmesini önemseyen Büyük Atatürk, “Geleceğin güvencesi, sağlam temellere dayalı bir eğitimdir.” demiştir..

 

   “İstenilen davranışı geliştirme süreci.”  anlamını taşıyan Eğitim; toplum yaşayışında yer edinmek için edinilen bilgi, beceri ve anlayışların kazanımıdır, kazandırılımıdır.. Karanlıktan aydınlığa ilerleyişin, kalkınıp güçlenişin, uygarlığa yönelişin basamaklarıdır eğitim.. Önemli olanı ise adımların doğru atılmasıdır.. Unutulmamalıdır ki, doğru adımlar doğruya, yanlış adımlar yanlışa götürür.. Bu nedenlerledir ki, eğitim ve öğretimin her safhasında teorik ve pratik bilgilerin verilmesi yanı sıra tarihimizin öğretilmesi, Atatürk ve Atatürkçülük bilinci ve sevgisinin kazandırılmasına da yer verilmesi aydınlık güzel yarınlarımızın ebediliği için büyük bir önem arz etmektedir.

 

   “En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.” Çünkü,

   “ Milli Eğitim programımızın, Millî Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir.”, 

   “Eğitimin kutsal yuvaları okullardır. Eğitim ve kültürlerine en büyük değeri veren milletler yükselecekler, en büyük uygarlık seviyesine çıkacaklardır.”,

   “ Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiiri ve edebiyatı bütün güzelliğiyle gelişir.”  diyerek eğitimle ilgili  birçok öğütlerde bulunan Büyük Önderimiz, Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”  sözündeki inceliği  ve de Laikliği de çok  iyi anlamak gerekiyor..

 

   “Laiklik  asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için hakiki dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, terakkinin (ilerleme)  ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış şark kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.” , “Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” Bu nedenlerledir ki,  aydınlık güzel yarınlar için laiklik bilgisi ve anlayışı da çok nemlidir.. Çünkü aydınlık ufuklarımızı yeniden karartma, gençliğimizi, yurttaşımızı Cumhuriyet Yolu’ndan saptırtma gayretindeki  dünün işgalcisi ve Sevr paylaşımcısı o haçlı emperyalizm, şer işbirlikçileriyle çağdaş uygarlık yolundaki adımlarımızı da sinsice çarpıtmak, yanlış kulvarlara yönlendirtmek peşindedir.!

 

   “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, delalettir, cehalettir.” sözünü pekiştirerek “Cumhuriyetin Oncu Yılı Nutku”nda dediği “Türk milletinin elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.” öğüdüyle de yarınlarımızın aydınlık yolunun belirlenmesini isteyen Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Millî Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.”(1923) öğüdü de, Millî Eğitim Bakanlığı’mızın da her bölümünde yer almalı ki, zaman karmaşası içinde gaflet ve dalalete düşülmesin..   

 

   Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme; bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme demek olan eğitime yönelik okulların kendine özgü süre birimleri ve öğretim biçimleri vardır ve bunlar zaman içinde müspet ilim doğrultusunda değişikliklere, yeniliklere uğramakta, ona göre programlanmaktadır.. Düşman işgalinden Kurtuluşumuzun ve yeniden Kuruluşumuzun öncüsü Büyük Atatürk, bu programın hedefini, “Aydınlık yarınlar için aydın düşünceli, millî karakterli gençlik yetiştirilmeli.” direktifiyle belirlemişti ve öğretmenlerden de şöyle bir istekte bulunmuştu;

   “Öğretmenler! Cumhuriyet fikren ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.”

 

   “İlim ve fen çalışmalarının merkezi okuldur. Bundan dolayı okul lazımdır. Okul adını hep beraber hürmetle, saygıyla analım.”,

   “Millî eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yaygınlaşmasına özellikle dikkat ediyoruz.”,

   “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir.”,

   “Memleketi ilim, irfan, ekonomi ve bayındırlık alanlarında da yükseltmek, milletimizin her hususta çok verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lazımdır..”

   “Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin milletimizin gerileme tarihinde en önemli bir sebep olduğu inancındayım. Bunun için bir  millî eğitim programından söz ederken, eski dönemin hurafelerinden ve doğuştan var olan özelliklerimizle hiç de ilişkisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, millî ve tarihi karakterlerimize orantılı bir kültür kastediyorum. Çünkü  millî dehamızın tam gelişmesi, ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Gelişigüzel bir yabancı kültürü, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir.(1921)”,

   “KÜLTÜR; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekâyı geliştirmektir.”,

   “Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde  de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan, erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.”  diye öğütlerde bulunan Yüce Önderimiz, Ulusal Rehberimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün kuruluşunu gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kalkınmasının ve çağdaş uygarlığa ulaşmasının temel taşı sayılan Millî Eğitim’imiz, uzun ve çetin süren o savaşların oluşturduğu o yokluk ve yoksulluklar nedeniyle bugünkü gibi yaygın ve etkin değildi.. Bu süreç içinde ilk zamanları il ve ilçe merkezlerinde oturanların yararlanabildiği İlk Okul diye adlandırılan ve çoğunluğu erkek öğrencilerden oluşan isteğe bağlı kısa döneli bir eğitim sistemimiz vardı. İlk Okullar daha sonraları merkezi köylerde de açıldı, zaman içinde  kız ve erkek çocuklar için zorunlu hale getirilen ve süresi 4 yıldan 5 yıla çıkarılan karma İlk Okul eğitim sistemimiz, merkezi köylerin ardından bütün köylerde okullaşmayla yaygınlaştıydı..  (Karma eğitim; erkek ve kız öğrencilerin aynı okulda bir arada okumalarını sağlayan eğitim, demektir.)

 

   Beş yıllık zorunlu eğitim sisteminin yurdun her bir köşesinde yaygınlaşmasının ardından ihtiyaç hissedilen Orta Okul da merkezi köylere kadar ulaşıp yaygınlaştı. O beş yıllık İlkokul eğitim süresi, günün koşullarına yetersizlik arz ettiğinden Orta Okul’ların yaygınlaşmasının vesilesiyle 5+3=8 denilen, İlk Okul ve Orta Okul’un birleşip kaynaşmasıyla günümüzdeki (18 Ağustos 1997’de resmen kabul edilip   2012 dönemine dek uygulana gelen ve 30 Mart 2012’de 4+4+4 sistemi kabul edildiğinden 2011-2012 dönem sonu resmen sona erdirilen) “İlköğretim” denilen “Temel Eğitim” oluştuydu.. Ve böylece 8 yıllık “Zorunlu Temel Eğitim” denilen bu İlköğretim Okulları’mız, yurt sathında merkezi köylere kadar yaygınlaştırıldıydı..

 

   8 yıl olan bu kesintisiz zorunlu temel eğitimi sistemi Millî Eğitim’imizin hedefini yükseltmişti. 8 yıllık ulusal zorunlu Temel Eğitim, okullaşmanın ve okumanın yaygınlaşmasına, kız öğrencilerin okuma oranının artmasına katkı sağladı. Bu durumdan bazı çevrelerin rant kaybına uğradıklarına dair serzenişleri düşündürücü ve Cumhuriyet adına üzücüdür!

 

   Bugün hâlâ  dünkü onca zorluklarla o düşman işgalinden kurtarılan bu kutsal vatan toprağımıza yönelik aymazlıklar mevcutsa, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ulusal yatırımlara ve ulusal üretime gereği önem verilemiyorsa ve daha önemlisi ve de hazin olanı ise yabancıya özelleştirmelerle çok para kazanılacağı ve bu sayede ülkeye ekonomik katkı sağlanacağının bir hüner sanma edasıyla, “Endişeye kapılmaya gerek yok; dışarıdan gelenler bu vatan toprağını kamyonlara yükleyip götürecek değiller ya!” sözüyle yanlışı doğru sandırma gafletine düşülüp bu kutsal vatan toprağına gereği önem verilemiyorsa, bu tutum ve davranışlarda şahsi ve siyası menfaat, gaflet ve ihanetlerin mevcudiyeti yanı sıra eğitim sisteminin ve eğitimin verilişindeki noksanlıkların da payı vardır.  Bu gibi aymazlıkların önüne geçilebilmesi için “Yeni neslin en büyük Cumhuriyetçilik dersini almaları”nı isteyen büyük Atatürk’ün;   

   “Yeni kuşak en büyük Cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.”(1924),

   “Türk dilinin  kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz.”,

   “Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Türkçe, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil bilinçle işlensin.”,

   “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen  Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”, 

   “Bu dünyadan göçerek Türk ulusuna veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü şu olmalıdır: “Benim Türk ulusuna, Türk toplumuna, Türklüğün geleceğine ilişkin ödevlerim bitmemiştir. Siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü yineleyiniz.”,

   “Türk; övün, çalış, güven!”, 

   “Müslümanları halife hülyasıyla hâlâ oyalamaya ve aldatmaya çabalayanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdırlar.”,

   “Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.”,

   “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı, Türk toplumudur, Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”(1923),

   “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, göreceği tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, ulusal  geleneklerimize düşman olan unsurlarla mücadele etme lüzumu öğretilmelidir.”(1921),

   “Milletimizin siyasî, toplumsal hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde rehberimiz ilim ve teknik olacaktır.”

   “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.”,

   “Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve kapsamlı uygarlıklara da sahip olmuşlardır. Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur.”.. diye belirttiği bu tarihi isteğine dair öğütlerinin de müfredatta da yer alması sağlanıp gençliğimize kazandırılmalıdır..

 

   “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler.”  öğüdünde bulunan ve “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetişmesini isteyen Atatürk;

    “Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz tahsilin hududu ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: 1- Milliyetine, 2- Türkiye Devletine, 3- Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düşman olanlarla mücadele lüzumu öğretilmelidir.” diyordu..(1922)

 

   “Atatürk’süz eğitim geriye gitmektir!” demektir.. “Atatürklü eğitim demek, eğitim ve öğretimin her safhasında daima Atatürk konusunun bulunması, laik ve çağdaş eğitim müfredatının yer alması demektir! Büyük Atatürk,“Milletimizin memleketimizin irfan yurtları bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın ve erkek aynı surette oradan çıkmalıdır.”demişti.(İzmir Nutku’ndan,3Mart 1923)  Eğitimdeki ikiliğin iki farklı insan yetiştirilmesi sakıncasını oluşturuyordu. Bütün okulların Maarif Vekaleti’ne yani Cumhuriyet’in Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması gerekliydi. “En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretle olur.” öğüdünde bulunan Atatürk’ün İzmir konuşmasındaki sözlerinin de etkisiyle Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim Öğretim Birliği Kanunu)(3 Mart 1924) oluşturuldu..

   (Millî Mücadele’yi sekteye uğratan Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922), ilerleme ve çağdaşlaşma için yeterli değildi. Bunun üzerine,Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’nun çıkarılmasının ve etkili kılınmasının temini için o gün (3 Mart 1924) Halifeliğin Kaldırılması yanı sıra Şerriye ve Efkaf Vekaleti (Kanunların Şeriatla Uygunluğunu Denetleyen Vekalet) de kaldırıldı ve böylelikle din ve devlet işleri birbirinden ayrılması sağlandı.)

 

   Millî Rehberimiz, Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”  öğüdü de unutulmamalıdır. Çünkü, Cumhuriyet öncesi dönemleri hüner sanma ve Cumhuriyet’i kabullenememe anlayışlarıyla bir ilerleme sağlanamaz; emperyalizmin hamîsi güçlerin şer içerikli şirin söylemleriyle Sevr’e ve günümüzdeki o şer uzantısı Sevr Bop’a çanak tutan bir gafletle ve dalaletle aydınlıkğa, gönençli güzel yarınlara ulaşılamaz! Bunun içindir ki, yarınlarımızın asıl teminatı Millî Eğitim’dir. Bu eğitimin temeli sayılan Zorunlu Temel Eğitim, hiçbir zaman sorunlu eğitim haline dönüştürülmemelidir.! “4+4+4=1? Kesintili Eğitim(!)”  arzusu, gelişen Zorunlu Temel Eğitim’in akışını kesintiye uğratır!.  Cumhuriyet ile birlikte kendine özgü bir rayda ilerleyen Millî Eğitim sistemimiz sorunlu hale dönüşebilir.. Cihan İmparatorluğu Osmanlı,  buna açık ve acı bir örnek değil midir!?

 

   Eğitim dilimiz Türkçe’dir. “Türk dili, dillerin en zenginidir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır” diyen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü doğru anlamak çok mu zor? Ki, Karamanoğlu Mehmet Bey ne demişti: “Bugünden sonra divanda, dergahta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır. (13 Mayıs 1277)”  Ki, Osmanlı’nın ‘gerileme’ yıllarında ısrarla üzerinde durup ilimden uzaklaşmasına neden olan “Mahalle Mektebi” anlayışından uzaklaşmasına neden olan ‘Mahalle Mektebi’ anlayışından kopamayan, İslami terbiye ile yetişen Zübeyde Hanım bile biricik oğlu Mustafa Kemal’in Mahalle Mektebi’nde iyi yetişeceğini umuyordu..  Mustafa Kemal ise o çocuk yaşta bile ülke gerçeğini görmüş; okulun önemini kavrayıp dinsel eğitim yerine laik, çağdaş bilimsel eğitimi tercih etmişti.. Ki, Türkler, tarih boyunca değişik değişik alfabeler kullandıydı.(Göktürkçe 38 harftir, Uygurca 18 işarettir, Arapça 28 harf iken Osmanlıca ise Arapça’ya harfler eklentisiyle 31/36 harftir, Latince 23 harf iken Türkçe alfabesi ise Latince’ye çıkartma ve ilave harfler ile 29 harftir..)  Eski Türkçe (Osmanlıca), yazıldığı gibi okunmayan, okunduğu gibi yazılmayan  alfabeler yapısına sahipti.. 1925’te patlak veren Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılması, 16 Haziran 1926’da İzmir suikastı girişimi (Atatürk’e suikast) ve bazı durumlar  yüzünden Harf Devrimi gecikmişti..  (Ki, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet’in bekasına karşı tertiplendiğini söylediği bu olaydan sonra, Millî Mücadele günlerini anlatan o ünlü Nutuk kitabının hazırlığına da başlamış ve ilk baskısı eski yazı (Osmanlıca) ile 1927 yılında basılmıştı. Bu Nutuk kitabı, Atatürk tarafından CHP’nin ikinci kongresinde,15-20 Ekim1927 tarihleri arasında 36 saat 30 dakikada okunmuştu.)   Bu nedenle Yeni Harfler, gecikmeli olarak, 1 Kasım 1928 yılında kabul edildiydi.. 24 Kasım 1928 yılında, Yeni Alfabe ile  Yeni Yazı’ya geçiş sağlandı..  Oluşumu sağlanan yeni yazıya, yeni alfabeye göre okuma yazma bilmeyen yetişkinleri de okur yazar haline getirmek, okuma yazma oranını yükseltmek için “Halk Okulları” (Millet Mektepleri) açıldı.(1 Ocak 1929)  Ve hatta okur yazarlığın arttırılması için 1981’de de yeniden köylerde ve merkezlerde yetişkinlere-yaşlılara yönelik Türkçe okuma yazma kursu seferberliği başlatıldıydı..

 

   Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) (3 Mart 1924) ile Türkiye’mizde Eğitim Birliği sağlanması, ülkemizdeki yabancıların, gayrimüslim denilen bu azınlıkların kendilerine özgü okullaşmalarıyla Türklüğün aleyhine yönelik faaliyet alanlarının daraltılması da amaçlandıydı.. Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) ile Laikliğin de temelleri atıldıydı.. (Ki Laiklik, kutsal dinimize karşıtlık değil, dinimizi kullanarak da Osmanlıyı çökerten, Türklüğü dönüştürmeye- yıpratmaya çalışan o haçlı emperyalizmin dinimiz üzerinden Türklüğün dağılmasına, Türk Devletleri’nin yıkılmasına yönelik uygulaya geldikleri sinsi şer oyunlarının bozulmasının temel anahtarıdır..)

 

   Ki, Orta Çağ Avrupası’nın karanlıktan kurtulmasına katkı sağlayan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın gerileme dönemiyle başlayıp emaresi açıkça ortaya çıkan son dönemlerindeki eğitim-öğretim ile ilgili iki ve hatta azınlıkların da oluşturduğu çok farklı konumdaki kurumdan birbirine zıt hayat görüşlerine sahip kimseler yetişmekteydi.. Tevhid-i Tedrisat yani Öğretim Birliği ile bu aksaklıkların önüne geçildi; ülke genelinde Eğitim-Öğretim Birliği sağlandı. Medreseler, Mahalle Mektepleri kapatılarak çağdaş ve laik eğitim ve öğretim kurumları açıldı ve böylece müspet bilimi ve fenni ilke edinen eğitimde çağdaşlaşmaya, gelişmeye, ilerlemeye  yönelişler gerçekleştirildiydi.. (Emperyalizmin kurguladığı oyunlar bozuldu; fakat, o haçlı emperyalizm ve yerli işbirlikçilerince, gençliğimizin Atatürk Yolu’nda iyi yetişmelerinin, vatanın yılmaz bekçileri olmalarının önüne geçebilmek için, Atatürk’ün uyardığı gibi, yine dinsel söylem ve eylemlerle aydınlıklara yönelişlerimiz engellenilmek istenilecektir..)

 

  Cumhuriyet  sevgisin ve millî duygunun pekiştiriciliğinin de amaçlandığı ve zaman içinde gelişmeye başlayan İlk Okul, İlköğretim’e dönüştü, Zorunlu Temel Eğitim haline geldi.. Zorunlu Temel Eğitim’in devam etmesi beklenirken, 8 Yıllık Zorunlu Temel Eğitimi, 2012-2013 döneminde, “yenileşme!”  adı altında başlayan ( ve günümüzde adeta Mahalle Mektebi’ne gidilmesini teşvik edilircesine dışarıda okul çağındaki gençlerin bulunduğu söylenilen) 12 Yıllık Zorunlu(!) Eğitim Sistemi adı altında “4+4+4” formülüyle değişikliğe uğratıldı.!  Ve ardından 08 Ekim 2013’te, bütün okullardan, ANDIMIZ kaldırıldı.! O Andımız; doğruluktan, çalışkanlıktan, dürüstlükten, Türk Yurdu’nu ve Milletimizi ve bu Cumhuriyet’imizi ilelebet sevmekten ve savunmaktan bahsediyorsa, dünün işgalcilerine ve işbirlikçilerine karşı uyanık bulunulmasını amaçlıyorsa bunlardaki yanlışlık nerededir!?  Ki, o Andımız, Atatürk zamanında(1933) benimsenip 80 yıldır okullarımızda okutulmadı mı? Andımız, Türklük, Atatürk ve Atatürkçülük sevgisini içeriyorsa bundan kim neden rahatsızlık duysun ki.!  Andımız, 80 yıldır okunan millî coşku değil miydi? ‘Şu, bu kelimeyi veya şu, bu kelimeleri  uygun bulmadık!’ diyenler varsa onlara sormak lazım, Devletimizin adı, Türkiye; rejimimizin adı ise Türkiye Cumhuriyeti’dir.. Hem Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”, “Ne Mutlu Türküm Diyene!” dememiş miydi? Millî Eğitim’imizin temel prensipleriyle özdeşleşen Andımız’ın kaldırılışı nedendir?  Hem denilmiyor muydu “1923’ü 2023’lerde daha da yücelteceğiz!  Ki, Andımız’a sahip çıkmadan Türklüğü, Türkiye’yi yüceltmek nasıl olur? Özlerinde, mazilerinde Atatürk karşıtlığı bulunanların şirin söylemlerle söyledikleri “1923’e sahip çıkmak” anlatımları takkiye değil de nedir!? Çünkü, 1923; Türklüktür, Atatürkçülüktür, Atatürk Cumhuriyeti’dir.. (Ve ne hazindir ki, Millî Bayram’larımız adeta millî duygudan yoksun hale geldi gibiyse, bunun sorumlusu gençlik veya halk değildir.!)

 

   Ki,“Kindar –dindar gençlik!” yetiştirmek anlayışı neyin nesidir!? “Emperyalizme, gericiliğe, kara taassuba, müstemlekeliğe itaatkar; Cumhuriyete, Cumhuriyetin kazanımlarına, Türklüğe, Atatürk’e ve Atatürkçülük’e, laikliğe ve çağdaşlaşmaya karşı kindar nesil anlayışı!”nın bir özlemi varsa bu anlayış hayra alamet değildir.!  Ki, Millî Eğitim’in amacı, cehalete karşı durmak, vatanperver, azimli, dürüst, harici ve dahili her türlü düşmanlara karşı Türk yurdunu savunup yaşatacak, Türkiye’mizi uygarlığa götürecek, vatanımızı, bayrağımızı ve ulusal bağımsızlığımızı onurluca savunacak çağdaş bir gençlik yetiştirmek değil miydi? Andımız’ın kaldırılmasının ardından, ne tesadüftür ki, “kıyafet serbestliği” diye bir karar oluşturuldu.. Bu karar, geçici deneme süresi veya bir şeylere zemin hazırlama süresi olarak planlansa da, ilk günlerde, geçliğin disiplinini bozarcasına bir dağınıklık oluşturduydu.. Belki de, okullarda kıyafet dağınıklığı vardı da onu düzelttik(!) denilmek mi istenildi(!) diye düşünülürken, ani bir dayatma ile “türbana özgürlük sağlandı”  algısı yaratılmak istenilmeye mi başlanıldı!? Bu konuda kimileri eskiye dönüşün sevinci içindeyken, kimilerinde ise, Atatürk’le aydınlanan ufuklarımız yeniden mi karartılmak isteniyor(!) diye kaygılar oluşmaya başlamıştır(!) derken , şimdilerde de İmam Hatip Okulları’na zorunlu kayıtlar yaptırılıyor, ‘ahlaklı gençlik yetişecek(!)’ diye sevinenlerin sevinçleri kulaklarına varırken, kimileri ise, İmam Hatip Lisesi’ne zorunlu kaydı bir dayatma görüyor ve hatta, bu dayatmanın, “Cumhuriyet ve Atatürk sevgisinin sarsılmasına, Cumhuriyet’e yönelik bir karşı devrim yapılanmasına(!) zemin oluşturma çabası bu(!)” diye serzenişlerde bulunuyorlar.. Oysa Büyük Atatürk’ün, “Yeni neslin en büyük Cumhuriyetçilik dersi”ni almalarını istemesini, “Cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller ister.” demesini kim benimsiyor kim benimsemiyor diye kura çekilecek veya parmak kaldırılması beklenilecek değildir herhalde.!  O haçlı emperyalizmin, tarihi süreçteki Türklüğe olan düşmanlıkları Sevr entrikalarıyla da ortadayken, kimin haklı kimin haksızlığını tespiti için papatya falı açmaya yöneliş gibi bir tutum da oluşacaksa eğer, bu durum, bir gafletten öteye ecdadımıza, ecdadımızdan emanet kalan bu kutsal vatanımıza, şehit ve gazilerimize ihanettir ihanet.!  

 

   “İmam Hatip Okulu’na gidenler ahlaklı olur, uyuşturucu müptelası olmaz, saygısızlık etmez, yalan söylemez, hile yapmaz, düşmana hizmetkarlık etmez, ekmeksiz kalmaz, harama el uzatmaz.!” gibi algılar dosdoğru değildir.. “Din eğitimini almış olmak, ahlaklı olmak demek değildir.” sözüyle kimi algıların ve gidişatın yanlışlığını belirtmeye çalışan birçok duyarlı vatandaşımız, Cumhuriyet eğitimimiz için, çağdaş uygarlık ve insanlık adına çok güzel bir örnek vermiş değil midir?

 

   8 Yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim’in (5+3=8), Atatürk Cumhuriyeti’mizin ulusal kalkınmasından ve ulusal bilinçlenmenin temellerini sağlamlaştırmasından, millî birlik ve beraberliğimizin pekişmesinden imtina edinen o emperyalist haçlı Batı ve içimizdeki manda uzantılarının, hilafet ve saltanat özlemcilerinin daima kaos peşinde koşuşacaklarını, baskı ve etkide bulunacaklarını büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz, Türk Gençliği’ne ve Ulusumuza, aydınlık yarınlar için, tarihi bir öğütte bulunduğu o ünlü Gençliğe Hitabesi’nde de belirtilmemiş miydi?

 

   Dünün işgali entrikalarıyla ulaşamadıkları o Sevr’in hortlatılması peşinde koşuşan ve kaos, entrikalar- kumpaslar, şer senaryolar üretme, toplumları birbirine düşürme, çıkarları için yangınlar oluşturma, bataklıklar türetme hünerlisi olan o haçlı emperyalizm, öteden beridir süre gelen sinsi şer emelleri için Türk halkımızın millî dayanışmasının çözülmesini ve birlikteliğimizin dağılmasını sağlamak, diğerleri gibi tarihin çöplüğüne atmak için işbirlikçileriyle zaman zaman dinsel söylemlere de yönelerek halkı yanıltmaya çalıştılar! Böyle yanıltmalar karşısında, halkımızın, gençliğimizin uyanık bulunulmasını hatırlatmak için büyük Atatürk, yine şöyle bir önemli öğütte de bulunduydu;

   “Tarihimizi okuyunuz, görürsünüz ki milleti mahveden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melânetten gelmiştir.”, “Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olamaz.” (Mustafa Kemal Atatürk)

   Ve hatta,

   “Muhterem milletime şunu tavsiye erdim ki; Sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.” sözü de her zaman her yerde dikkate alınması gereken bir öğüdüdür Atatürk’ün..

 

   Mondros Mütarekesi’yle (30 Ekim 1918) dayatmasıyla oluşan işgali İnönü’de, Sakarya’da Dumlupınar’da ve yurdun her bir sathında kan revan içinde defetmemize rağmen, Sevr  Antlaşması (10Ağustos 1920) paylaşımını ve müstemlekeliği Lozan’la (24 Temmuz 1923) tarihin çöplüğüne atıp bilimsellikle uygarlaşmaya yönelmemize rağmen içimizdeki bazı Türklük ve Atatürk Cumhuriyeti karşıtları, manda sever işbirlikçileri, hilâfet ve saltanat özlemcileri, ulusal eğitim uygulamasının kendilerine engel oluşturduğunu zaman zaman dolaylı anlatımlarla dillendirmediler mi? Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı bu kişiler, halkın dinsel duygularını da sömürmekte bir sakınca görmezler.. Bunun için geliştirdikleri yapılanmalarla siyaseti, toplumu etkileme, kaleyi içeriden fethettirme arzusu içindedirler.!

    (O işgal yıllarında Şeyhülislam fetvalarıyla, Padişah ve Sadrazam(Başbakan) Damat Ferit fermanlarıyla Kuva-yı Millîyecilerin çabalarının engellenilmesi, Mustafa Kemal Paşanın öderliğiyle başlatılan o ulvi Millî Mücadele’nin kötülenmesi, mezalim altındaki mazlum ve sefil halka fetva ve fermanlarla seslenilip o işgalcilere karşı durulmamasının tembihlenmesi hangi akla hizmetti!? Bu benzeri haince olayların, sinsi şer kumpasların, 15 Temmuz gibi manda hizmetinin günümüzde de devam ettirilmesi entrikaları neyin nesidir!?)

 

    Ki, Atatürk, “Yenilmesi gereken en büyük düşman  cehalettir!” demişti; Cumhuriyet’in korunmasını istemişti.. Bu nedenledir ki, Cumhuriyet ile birlikte Millî Eğitim’imiz Laik, çağdaş ve millî olabilmesi için Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) (3 Mart 1924) düzenlenerek Eğitim ve Öğretim’de birliktelik sağlanması amaçlanmıştı.. Bu nedenle, Cumhuriyet’imizin devamlılığının teminatlarından sayılan Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim’in süresinin ehemmiyeti kadar öğretim programında yapılmak istenilen yeni yeni müfredatlarda aşırı sapmalara yönelişler de hayra alamet değildir.!  Ki, yine büyük Atatürk’ün bu öğütlerine de iyi kulak vermek gerekiyor;

   “Bir Millî Eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaradılış niteliklerimizle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, millî karakterimiz ve tarihimizle uyumlu bir kültür kasdediyorum. Çünkü millî dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür (fikri kültür) ortamla uyumludur. O ortam milletin karakteridir.”

   “Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığı ile, hakkı ile, birliği ile ters düşen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve millî duyguya dayanan düşünceleri büyük bir olgunlukla her karşıt düşünceye karşı şiddetle ve fedakârlıkla savunma zorunluluğu telkin edilmelidir.(1921)  İnsanımız; işgal yıllarını ve o dönemin  ‘heyet-i nasiha’ entrikalarını iyi anlamalı ki, ‘çözüm-çözülüm’, ‘değişim-geriye dönüşüm’,  ‘açılım-bütünsellikten ayrılım’  gibi hoş görünümlü kelime oyunlarının tuzağına düşmemeli, koyun postuna bürünmüş çakalların şer içerikli şirin söylemlerine adlanmamalıdır..

   Bugün ve yarınlar için ‘Eğitim’ çok önemlidir.. Çocuklarımızın ve gençliğimizin iyi yetiştirilmesi için zaman içinde kimi yenilikler geliştirilip denenebilir. Bu nedenle zorunlu ulusal Temel Eğitimi sisteminin düzenlenmesinde yenilikler ve ulusal planlamalar yapılırken, işgalden kutuluşumuzun ve Kuruluş’umuzun önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü tanımayı, anlamayı ve sevmeyi ve de Atatürk’ün ilmi ve millî öğütler içeren sözlerinden ve yazılarından faydalanmayı, Cumhuriyet’in kazanımları ve Türkiye Cumhuriyeti’mizin geleceğine, bayrağımızın ve bağımsızlığımızın ebediliğine ve millî tarihimize, Türklüğümüze ve Türkçemizin ehemmiyetine dair bilgilere de iyi yer verilmelidir..

   Eğitimin zamanlamasının düzenlenmesinde, mevcut Zorunlu Temel Eğitim sisteminin bir süre daha devam etmesinin yanı sıra 5+3=8 kesintisiz zorunlu eğitim sistemine alternatif olarak, Ana Okulu’nu da kapsayacak şekilde, 1+4+3=8 yıl kesintisiz sistemde planlanabilirdi..

   Çocukluğunu yaşaması gereken oyun çağındaki çocuğun olgunlaşmasıyla ilgili 60-65 ay limitine dayalı Ana Sınıfı ile 4 yıl birinci kademe ve 3 yıl tamamlayıcı ikinci kademe ile ilgili bu formülü içeren kesintisiz 8 yıllık zorunlu bir Millî Temel Eğitim de formülize edilebilir. (Çünkü, bazen halkımıza, yenilik kavramları her nedense hoş gelebiliyor. Bu nedenle bu sistem de dikkate alınabilmeliydi.) – 2001 yılında Millî Eğitim bakanlığı’na sunduğum bir yazımda, 6. Sınıfta çok başarısızlık gösteren erkek öğrenci ‘Çıraklık Eğitimi’ne yönlendirilerek mesleki becerilerinin kazandırılmasına ve oradan sınavla Meslek Lisesi’ne geçişin sağlanmasına; kırsaldaki 6. Sınıfı tamamlayan maddiyatsız kız öğrencilerin sertifikalandırılıp iki yıl sonrası sınavla bu okulu bitirtilişine ve sınavla üst okullara gidebilme ortamının sağlanmasına yönelik bir uygulamadan bahsetmiştim..

   Gönüllü Eğitim veya Seçmeli Eğitim diye adlandırılan Lise’lere geçişler, 2001’de olduğu gibi 8. Sınıfta ve hatta 7. Sınıf sonundan itibaren belirlenebilmeli.. (2000 ve 2001 yıllarında, İlköğretim’in 8. Sınıf öğrencilerine civardaki Meslek Okulları ve Lise’ler gezdirilerek oralarda bilgilendirme – yönlendirme etkinlikleri yapılıyordu.. Bu sayede 8 yıllık Zorunlu Temel Eğitimi’ni tamamlayan öğrenci, az da olsa kendisine uygun Lise’yi seçebilme yetisine ulaşabiliyordu..)

   5+3=8 yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim’imizin, ulusal eğitimimiz için önemliği neden göz ardı edilmek isteniliyor!?  İlla bir yenilik tasarlanmak istenildiyse, 1+4+3=8 yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim de, 2010 referandumu misali halka da sunulabilirdi veya devamlılığı temin edilebilirdi.. Seçme – Branşlaşma ise zorunlu 8 yıllık Temel Eğitim’in tamamlanmasından sonraki bölüm olan Orta öğretim yani “Gönüllü Eğitim” denilen Liselerde oluşabilirdi..

   Atatürk Cumhuriyeti’mizin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması ve Ulusal Tam Bağımsızlık düsturumuzun ebediliği, yarınlarımızın daima aydınlık olması, dünün işgalcisi ve paylaşım özlemcisi o haçlı emperyalizmin o sinsi entrikalarına karşı uyanık olup bu güzel vatanı onurluca savunmak ve onurluca kalkındırmak için Atatürkçü Gençlik yetiştirilmesi zaruridir. Ki, Büyük Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat, Türkiye Cumhuriyeyti ilelebet payidar kalacaktır.” derken yine vatan için çalışmamızı öğütlemektedir! “Ben Atatürkçüyüm” demek yeterli değildir!  Atatürkçülük sade laf değildir.. ATATÜRKÇÜLÜK; Atatürk İlkelerini ve Devrimlerini içtenlikle benimsemek ve onurluca savunmaktır; o haçlı emperyalizme ve o haçlı emperyalizmin Truva atlarına, yerli işbirlikçilerinin sinsi şer entrikalarına bilinçle karşı durmaktır Cumhuriyetin kazanımlarına, vatan toprağımıza ve ulusal bağımsızlığımıza onurluca sahip çıkmaktır.. Bu nedenlerledir ki, Türk Gençliği; Ulusal Önderimiz, Millî Rehberimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyet’i biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” , “ Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir..” bilincini de edinip “Birinci vazifem, Türk istiklâlimi, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir!” anlayışını temel ilke edinebilmelidir.. (Ki, görev yıllarımda, öğrencilerimin çoğunluğu, Hitabe’nin birinci şahıslı bu söylenişini de ezbere bilirdi ve pek çoğu“Gençliğin Ataya Cevabı” şeklindeki bu söyleyişten mutluluk duyardı!)

   Millî Eğitim’imiz, Atatürk zamanında, aydınlık yarınlarımız için planlanmıştır. Dünün işgalcisi o haçlı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin, Atatürk ile aydınlanan yarınlarımızın yeniden karartılmasına yönelik güzel görünümlü o sinsi şer söylem ve eylemlerine, takkiyelerine, şovlarına aldanmamalıyız! Okullarımız daima çağdaş normlara uygun olmalıdır. Çocuklarımız, Gençliğimiz ve milletimiz; Aydınlık, çağdaş, kalkınmış, güçlü, huzur ve refah içinde bir Türkiye için; Vatan, Bayrak, İstiklâl ve İstikbal, Millet ve hürriyet, Türklük-Atatürk ve Atatürkçülük, Laiklik ve çağdaş uygarlık bilgisi ve sevgiyle donandırılmalıdır.

                                                                  Kemal KOÇÖZ (Eğitimci)

                                                                 ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)

                                                                 Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı                                                               

 

ETİKETLER :
Zübeyde ATANUR - 2017-10-01 11:37:27

Noksan eğitimle bir doğruya varılamaz. Bilinçli Gençlik, Cumhuriyetin can suyudur. Milli Bayramlarımızı anlamak ve de kutlamak da bir milli eğitimdir. Dünün işgalcilerine ve o şer Sevr paylaşımı özlemcilerinin günümüzdeki dahili ve harici uzantılarına karşı gençlik "Atatürk Bilgisi ve Sevgisi" ile donatılmalıdır.

Diğer Haberler

 mesalegrup