SAKARYA’DA BİZANS OYUNU!
Hendek Osman Gazi Teknik Anadolu Lisesi Sakarya Şampiyonu
 1 Mart Çarşamba günü akşamı  Hendek’te Halk Müziği Konseri
KAFELER İSYANDA! Ciroları yarı yarıya düştü…
Bu yazı 29 Aralık 2013, Pazar 16:44:41 tarihinde eklendi. 779 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ADAB-I MUHAŞERET (5) - Burhan SATAR

Bundan önce, Adabı Muaşeret(4) başlıklı Makalemizde, ferdin topluma karşı vazife adabı üzerinde durmuş ve Vazifelerin ana başlıklarını yazmıştık. Bu makalemizde ise o başlıklardan biri olarak: İslam da misafir ağırlama konusunu ele alacağız.
ADAB-I MUHAŞERET (5)

Hazreti Peygamber;( Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafire ikramda bulunsun.) sözleri ile Misafire ikramla imanı bir arada zikretmekle Konuk severliğin önemine işaret buyurmuştur.

İmam-ı gazalinin naklettiğine göre; Bir gün İmam Malik (r.h.) kendisine misafir gelen İmam-ı Şafii hazretlerinin eline su dökmüş ve sakın ha! benden gördüğün hareket seni utandırmasın ve de şaşırtmasın. Zira misafire hizmet etmek farzdır. Demiştir.

                Kurtubi, El-Camide: Şüphesiz, Misafir, kerim, misafirlik de keramettir. Misafir kabul etmek, mekarim-i ahlaktan olup İslam’ın adabından, enbiyanın ve sülehanın da ahlakındandır. Sözleri ile bu güzel adaba ve ahlaka teşvik etmiştir.

Evet: Toplu halde yaşayan insanlar arasında, karşılıklı hak ve vazifeler vardır. Bu vazifelerin, zamanın da ve tam olarak yapılması, cemiyet düzeninin ahenkli bir şekilde devamına hizmet eder. Aksi halde, insanlar arasında huzur kalmaz ve cemiyetin ahengi bozulur.

Her hak, bir vazifenin ifası ile yerini bulur. Vazifelerin yapılmadığı bir yerde, hak, ayaklar altında sürünmeye terk edilmiş demektir. Kendine düşen vazifeyi yapmayan kimsenin hak'tan bahsetmesi abes; hak talebinde bulunması ise bir çeşit haksızlıktır. Hakkını isteyen bir kimse, hak mefhumuna saygı duyacak ve kendi üzerine düşen vazifeyi öncelikle ifa edecektir. Zira her vazife, başkasına ait bir hakkı ödemektir.

İnsanın omzuna yüklenen vazifeden, biride konukseverliktir. Evine veya işyerine gelen misafire ikramda bulunmak, hem dini bir vazifenin yerine getirilmesine hem de insanlar arasında yakınlaşma ve sevginin gelişmesine sebep olur.,

Konuk-severlik; Cömertliğin, din kardeşini kendi nefsine tercih etmenin ve insana saygının açık bir örneğidir. Misafirden hoşlanmamak, nefse köleliğin ve insanlık bağlarını zedelemenin alametidir. Misafire ikram, peygamberlere mahsus bir haslettir. Kim konuklarına ikram eder ise, enbiyanın yolundan yürümüş olur. Yüce Rabbimiz, Zariyat Suresinde şöyle buyurmaktadır. (İbrahim'in Allah indinde şerefli misafirlerin haberi sana geldi mi? Hani bunlar onun yanına gelmişlerdi de( selam) demişlerdi.(İbrahim de)Selam ile mukabele etmiş: Bunlar tanınmamış bir zümre demişti. Hemen gidip ailesine semiz bir dana getirdi de bunu onlara yaklaştırdı yemez misiniz? Dedi.)

Misafiri sevmek, dinimize bağlılığın ve içtima'i vazifeleri ifa etme / hassasiyetinin icabıdır. Bu sebeple, Resül-i Ekrem (Senin üzerinde muhakkak misafirin için bir hak vardır.)Buyurmaktadır.

Misafire ikram da hakkın rızasından başka bir şey aranmamalı, hangi ırktan, hangi kabileden ve hangi sülaleden olduğu, makam ve mevkiini araştırıp sormadan gereken ilgiyi göstermelidir. Müslüman Ecdadımız, Ziyaretçilerine (Tanrı Misafiri) ismini vermişlerdir. Misafire yapılacak her türlü ikram ve hizmet, Cenab-ı Hakk'a yapılmış olacağına inanmış ve bizlere de bu fikri telkine çalışmışlardır. Yeri gelmişken, Çok önemli bir husus'a işaret etmek isteriz. Şöyle ki: Bir misafir için besmele ile boğazlanan Koyun, sığır gibi hayvanın eti yiyebilir. Çünkü misafire ikram övülmüştür. Lazımdır. Bu hak rızası için boğazlanmış olur. Fakat herhangi bir zatın yemesi için değil de: Falan kabileye mensup, filan sülaleye mensup, olduğu için kesmez isem ayıp olur. Adetlere aykırı olur. O kimsenin hatırı için kesmek zorundayım gibi bir niyet ve anlayışla,O zata tazim için kesilen bir hayvanı besmele ile kesilse de eti yenilemez. Zira bu Allah için ve misafire ikram için değil, o büyük görülen zata tazim için kesilmiş sayılır. Binaen aleyh, Böyle bir hayvan o, zatın misafirliğine riayet ve kendisine ikram ve it'am niyetiyle kesilmelidir.

Kezalik-Herhangi bir ölüye tazim için kabri üzerinde kesilen kurbanın eti de helal olmaz. Kurban rıza-i Hak için kesilip sevabı istenen bir Müslüman-a bağışlanabilir.

Vicdanların Mürebbisi bulunan Peygamber (s.a.v.) (Size bir misafir geldiği zaman ona ikram ediniz.) Buyurarak bu vazifenin ehemmiyetini açıklamıştır.

İnsanın kazancı bir asmaya benzetilecek olursa, yapılan ikramları da bir ağacı budamaya benzer. Budanan asmanın daha fazla üzüm verdiği gibi, misafirlerimiz için yapılacak ikramlar da mallarımızın bereketlenmesi ve artmasına sebep olur.

İslam inancı ile ilgili eserlerden öğreniyoruz ki, her canlı kendi rızkını yer, hiçbir kimse başkasına ait bir rızkı tüketemez. Ziyaretçilerimiz. Ezelde takdir olunan rızıklarını yerler. Bu hikmet'e işaret buyuran Peygamber efendimiz, Şöyle beyan etmektedir:(Misafir, bir topluğun huzuruna girdiği zaman, rızkı ile girmiş,(onların yanından) çıktığı vakit günahlarının yarılanması ile ayrılmış olur.),

Yine,(misafiri ağırlamayan bir kimse de hayır yoktur. Konuğuna ziyafet vermeyen de hayır yoktur) Buyurmuştur.

Misafirlerimizle ilgilenme de bir takım muaşeret ve nezaket kurallarına riayet etmek icap etmektedir. Şöyleki:

Onunla konuşurken, güler yüzlü davranmalıyız ilim şehrinin kapısı bulunan Hz. Ali (Güler yüzlülük kalplerdeki sevginin bağıdır.) buyurmaktadır.

Misafire hitap ederken,(sen) demeyip (siz)diye konuşmalı; Yaşı ve bilgisi, bizim yaş ve baş seviyemizden aşağıda bulunsa bile bu ölçüyü korumalıdır.

                Ziyaretçimize iş gördürmekten sakınılmalıdır. Zira( bir kimsenin misafirinden hizmet istemesi, aklının noksanlığındandır. Mürüvvet sahibi bir kimse misafirinden hizmet beklemek gibi hasis bir arzunun peşine takılmaz.

Dikkat edilecek hususlardan biri de misafiri ağırlamak için aşırı masrafa ve telaşa düşmemelidir. Çünkü İslam dininin gerektirdiği mükellefiyetler, kişinin mali ve bedeni gücünü aşacak durumda olmayacaktır. Resül-i Ekrem Misafir için maddi külfet yüklenmeyi neh'y etmiştir. Misafir için Ziyafet üç gündür. Bunun ötesindeki ikram Sadakadır.

İnsanların her iyi faaliyeti ve fedakarlığı, bir inanç sonucu yapılmaktadır. Eğer bu iman olmasaydı. İyilik yapan azalır, kötüler ve kötülükler artardı. İman, hayırlı işler yapınca kuvvetlenir; Faydalı işiler de iman-ı kemal derecesine ulaşır. Bu ince noktaya işaret buyuran Peygamber(s.a.v.) Şöyle buyurmaktadır.(Kim Allaha ve ahiret gününe iman eder oldu ise, misafirine ikram etsin .Kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder oldu ise hayır söylesin veya sükût etsin.)

                Asr-ı saadette geçen asil bir misafirperverliği sizlere naklederek mevzuumuzu değerlendirmek isteriz. Peygamber(s.a.v.) e bir adam gelerek açlık ve ihtiyacının dayanılmaz hal aldığını bildirdi. Peygamber efendimiz, hanımlarına haber gönderip yiyecek bir şey olup olmadığını sordurmuş ve gelen cevaplar, hane-i saadette sudan başka bir şeyin bulunmadığını ortaya koymuştu. Bunun üzerine Resul-i Ekrem:( Şu misafiri, Bu gece kim konaklayacak?)Buyurdu. Ensar’dan bir zat:

(Ey Allanın Resülü ,ben(ağırlayacağım) dedi. Hemen onu evine götürdü ve hanımına:(Resulüllah (s.a.v.) in misafirine ikram et) dedi. Diğer bir rivayette karısına hitaben;(yanında bir şey var mı?) dedi. Kadın; hayır, küçük çocuklarımızın azıklarından başka bir şey yok)dedi. Kocası:

O halde, sen onları bir şey ile avut. Akşam yemeği isterlerse onları uyut(maya çalış) Konuğumuz (eve) girdiğinde ışığı söndür. ona bir de (yemek) Yiyor(muşuz gibi)bir dirayet göster)dedi.

Netice de, Sofraya oturdular. Misafır yedi onlar, aç oldukları halde yatdılar. Sabah olunca ev, sahibi Peygamber(s.a.v) efendimizin huzuruna vardı. Resül-i Ekrem:(Allah, her ikinizin bu gece misafirinize yaptığınız(ikram tarzınız)dan hoşnut olmuştur) buyurdu.

Hak rızasının talibi bulunan mümin! Rabbinizin hoşnutluğu beha ile değil, behane ile kazanılır. O rızayı elde etmek için her işi ve iyi davranışı ganimet bilmeli; Her yerde ve her zaman (Rabbim, Maksudum sensin. İstediğim de senin rızandır)Cümlesini terennüm etmeli.

Diğer Burhan SATAR Yazıları