SAKARYA’DA BİZANS OYUNU!
Hendek Osman Gazi Teknik Anadolu Lisesi Sakarya Şampiyonu
 1 Mart Çarşamba günü akşamı  Hendek’te Halk Müziği Konseri
KAFELER İSYANDA! Ciroları yarı yarıya düştü…
Bu yazı 19 Ocak 2014, Pazar 23:14:27 tarihinde eklendi. 1200 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SELAM VE SELAMLAŞMA ADAB-I - Burhan SATAR

İslam nezdinde Selam; İctima'i hayat da ve beşeri münasebetlerde ilk kullanılan bir vasıta olmanın yanı sıra aynı zamanda önemli bir gayedir.
SELAM VE SELAMLAŞMA ADAB-I

Sokakta, işyerinde, toplantı da, evde ve benzeri mekanlarda; İster ferda fert, ister toplu halde; karşılaştığı zaman, insanın muhatabına dostluk ifade eden bir sözcükle mukabele etmesi asgari insanlık icabıdır.

 

            İşte; ifade edilen bu lafız; Her toplumun kendi inanç ve kültür değerlerine uygun seçilmiş ve kalıplaşmış sözcüklerden ibaret iken, Yüce dinimiz İslam, Bu vazifeyi yerine getirtirken aynı zamanda Dua ve ibadet hükmünü taşıyan Selam lafzını emretmiştir.

 

            Şimdi gayri İslami bir anlayışla; ya bir inanca dayalı veya bir kültüre göre söylenen lafızlar ile selamlaşma şekillerine birkaç örnek verelim.

 

a-Batıl ve Muharref  bir İnanç’a dayalı olanlar:

Hristiyanları birbirini selamlarken, ellerini ağızlama koymakta; Yahudiler Elleriyle işaret edip başlarını eymekte; Mecusiler: iki büklüm eyilerek selam vermektedirler. Cahiliye döneminde Araplar: Allah sana hayat versin manasına gelen (Hayyakellah) sözünü selam olarak kullanıyorlardı.

 

b-Modernistler:

Türkler: Merhaba, Günaydın, Tünaydın. İyi günler, gibi sözcükleri selam yerine kullanmaktadırlar.

Araplar: Sabah annur, sabah al hayr, Mesa el hayr ve merhaba sözlerini selam yerine kullanıyorlar.

İngilizce Konuşan topluluklar; (Okunuş-a göre):

Gudmorning, Gudaftırnun, Gudnayt, Helo, Hay, sözcükleri selam yerine kullanıyorlar.

 

                Yüce İslam Dini. Hiçbir hususta başka Din ve Milletlerin inanç, adet ve kültürlerine ortaklık kabul etmediği gibi, Şekilcilik ve cahiliyet adetlerine de iltifat etmedi.

                O talimini Kur'an, tatbikini sünnet içinde bulduğumuz, verilmesi, Sünnet-i kifaye, alınması farz-ı kifaye olarak, Selam gibi güzel ve mübarek olan bir kelamı bize bahşetti.

                Esasen, Selam alıp vermenin tarihi insanlık tarihi kadar, hatta daha da eskidir. Buhari ve Müslim de geçen bir Hadis-i Şerifte:

 

(Cenab-ı Hak: Hz. Âdemi yarattığı zaman, kendisine; (Git de oturmakta bulunan melekler topluluğunu selamla! Sonra mukabele olarak verecekleri Selam’a kulak ver. Çünkü o, senin de zürriyetinin de selamı olacaktır.

 

Hz. Adem varıp meleklere selamu aleykün dedi. Onlar da, esselamu aleyke ve rahmetullah diye cevap verdiler.)

 

Evet, insanlar Allah’ın emirlerinden uzaklaşınca, İslam’ın şerefini ve selamın ehemmiyetini, hatta selamın elfazını dahi unuttular.

 

İnsanların ilk atası ve Allah(c.c)’ın ilk Peygamberi: Hz. Ademin vahy-i Rabbani üzerine, meleklerden öğrendiği selam yerine; her milletin arasında ayrı bir acayiplik görünmeye başlandı.

 

Fıkıh, Kelam, hadis, tefsir ve tasavvuf alimleri: Selamın Hükmü, elfaz ve manası ile kim, kimler, nerde ve nasıl selam vereceği adabı üzerinde titizlikle durmuşlardır. Ulema'i Kiramın selam bahsinde bize bıraktığı ilmi kaynaklan inceleyince, selam ve selamlaşmanın Müslüman topluluğu için ne kadar önemli olduğunu insan daha iyi anlıyor. Cenabı Haktan, Ahirete göç edenlere rahmet, hayatta olanlara sıhhati afiyetler dileriz.

Selamlaşma adabı ve selamın lafızları ile ilgili ; Ayeti Kerimeler, hadis-i şerifler ve bunlara dayalı, birbirini tamamlayan fetvalar ışığında inşallah sizlere özetle bilgi aktarmaya çalışacağız.

Devamı gelecek sayıda.

                                                                                                                                                             Burhan Satar

 

Diğer Burhan SATAR Yazıları