SALATALIK SERA’SINDA KENEVİR HASADI
HANGİSİNE İNANALIM?
VALİ COŞ’TAN İBRETLİK HİKAYE
 TOÇOĞLU’NDAN SICAK ASFALT MÜJDESİ
Bu yazı tarihinde eklendi. 2629 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Deprem - Kenan Certel

Deprem Hani 17 Ağustos 1999 asrın depremini unutmayacaktık. Ancak aradan 10 yıl geçti ve biz bu felaketi unuttuk. Ya da “unutmayacağız, unutturmayacağız” diyen sorumlular depremi bir şekilde bize unutturmayı başardılar.
Şimdi şu soruları sorsam acaba kaç okuyucum sınıfı geçecek not alabilir. ?
17 Ağustos 1999 sabahın ilk saatleri yeri yerinden oynatan depremin şiddeti neydi.?
Kaç binamız yerle bir olmuştu. ?
Kaç sevdiğimiz insanı kaybetmiştik.?
Kaç ay çadır ve barakalarda ne sıkıntılar geçirerek barınmıştık.?
Yetkililer depreme karşı hangi önlemleri alacaklardı.?
Ve Akyazı için her şeyini ortaya koyan olağanüstü çalışan depremin unutulmaz Kaymakamı kimdi.?
Eminim ki bu soruların cevaplarını bir çoğumuz çoktan unuttu. Yetkililer verdikleri sözleri unuttu.
Çünkü aradan geçen 10 yılda depremle birlikte yaşamak zorunda olduğumuz ilçemizde depreme karşı hiçbir önlem alınmadı. Deprem gündemimizden bilinçli bir şekilde çıkarıldı.
Yapabildiğimiz tek şey her 17 Ağustos’ta Değirmenler caddesi ve Fayton durağı esnaflarının deprem şehitlerimiz için okuttukları Kuran-ı Kerim, mevlütler ve ruhlarına gönderdiğimiz dualarımız.
Bence bu durum çok ürkütücü.  Allah bir daha böyle felaketler yaşatmasın ama bu işler sadece dua etmekle olmuyor. Gerekli önlemleri almakla oluyor.  Yaşanabilecek felaketleri en az zararla kapatmanın tek yolu da bu sanırım.
Bakın son yüzyıl içinde hangi felaketleri yaşamışız. Neler yitirmişiz.  Bilgi dağarcığınızın bir köşesinde bulundurun diye aktarıyorum.
Dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinde yer alan Türkiye`de, ölçümlerin yapılmaya başladığı 1900 yılından bu yana en şiddetlisi 7.9 olarak kaydedilen 90 büyük depremde, resmi verilere göre 82 bin 372 kişi hayatını kaybetmiş.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerinden derlenen bilgiye göre, geçen yüzyılda ülkede kaydedilen en yıkıcı deprem, 26 Aralık 1939 tarihinde Erzincan`da meydana geldi. Kış şartlarının yaşandığı bu dönemde 32 bin 962 vatandaş hayatını kaybetti. Yurt çapında ulusal yasın ilan edildiği depremde, yıkımın yanı sıra soğukla da mücadele eden depremzedelere, ancak iki gün sonra ulaşılabildi. Bu trajedi, Türkiye`nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesine yol açarken, ilk kez alınacak önlemlerin tartışılmasına başlandı. Ancak önlemler bazında kayda değer düzenlemeler gerçekleştirilemedi.
Bu depremin ardından 1942`de Tokat Erbaa`da 3 bin, 1943`de Samsun`un Ladik ilçesinde 4 bin, 1944`de Bolu Gerede-Çerkeş`de 3 bin 959 kişinin hayatına mal olan 7.2 aletsel büyüklüğünde 3 büyük deprem ülke gündemine girdi.
Muş Varto`da 1966 yılında 6.9 büyüklüğünde kaydedilen depremde 2 bin 396, Kütahya Gediz`de 1970 yılında 7.2 büyüklüğünde depremde 1086, Diyarbakır Lice`de 1975 yılında 6.6 büyüklüğündeki depremde de 2 bin 385 vatandaş kaybedildi.
Sonraki yıllarda 1976 Van Muradiye`de 7.5 büyüklükte depremde 3 bin 840, 1983`de Erzurum ve Kars`ta 6.9 büyüklükte depremde 1155, 1992 Erzincan`da 6.8 büyüklükte depremde de 653 yurttaşını yitiren Türkiye, 1999 yılına gelindiğinde Marmara depremi olarak anılacak Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki sarsıntıyla uyandı.
Bu depremde, resmi kayıtlara göre can kaybı bilançosu, 17 bin 480 oldu. Birçok insanımız bu kayıtlara bile giremedi. Bir çok kaynak 17 Ağustos depreminde can kaybının 50 bin civarında olduğunu belirtiyor.  Aynı yıl içinde 763 vatandaş da, Düzce`de 7.5 büyüklüğünde meydana gelen depremde can verdi.
Depremlere karşı o kadar hazırlıksızız ki. Ölenlerin sayısını bile tutamamışız.
17 Ağustos Depreminin ardından hükümetler konu ile ilgili bir çok yasa çıkardı. Üniversitelerimiz konu üzerinde bilimsel çalışmalara yöneldiler.
Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Zafer Akçığ, konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada bakın neler söylemiş.
Ülkemizde neredeyse deprem riski taşımayan bir yerin bulunmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Akçığ, deprem açısından dünyanın en riskli merkezlerinden birisi olan Türkiye`nin çok önemli levha hareketlerinin etkisinde bulunduğunu belirterek, `Dünyada en riskli kentler açısından yapılan sıralamada İstanbul 2., İzmir ise 20. sırada yer alıyor` dedi.
Türkiye açısından depremde asıl tehdidin bina güvenliği olduğuna işaret eden Prof. Dr. Akçığ, `Deprem yıkar, ama nasıl yıkar? Japonya`da 7.5 büyüklüğünde depremde hiç bir şey yok, ama bizde 6`ya dayandığı anda olaylar meydana gelmeye başlıyor. 4.5 ile 6.5 arasındaki orta büyüklük dediğimiz depremlerde, hiç bir şey olmaması lazım. Japonya`da, ABD`de hiç bir şey olmuyor` dedi.
`Ayaklarımız yere basıyor ama yavaş basıyor. Belediyelerin bu konuda çok bilgi sahibi oldukları kanısında değilim hala. Birkaç belediye dışında. Öyle bir hareketi görmüyorum ben. Marmara depremine kadar hiç bir şey tartışılmadı. Ama yıkıcı depremler devam etti. Kimse o gerçeği görmedi, bunları bir türlü kabul ettiremedik. Yaşanmadıktan sonra acıyı kabul ettiremiyorsunuz. Ama 17 Ağustos, çok farklı boyutlarıyla geldi. Ben ona hep milat diyorum. Bir kere batıyı etkiledi, sanayiyi etkiledi, ölü sayısı minimum 15 bin oldu ve yetişmiş elemanlar kaybedildi. Deprem gerçeğiyle öyle tanıştık. Şimdi Türkiye`de bir takım hareketler var. Kamu ve üniversitelerin başını çekmeye çalıştığı. Ama topyekun bir seferberlik görmüyorum. Hala birçok güçlendirilmesi beklenen binalar, ara sıra boşaltılan okullar. O yatırımı göremiyorum.`şeklinde konuştu.
Depreme karşı bir çok yasal düzenleme yapıldığına göre bundan sonra bu doğrultuda yapılanmaya gidilmesi gerekiyor.  Bunun için de belediyelerimize önemli görevler düşüyor.
Aradan geçen 10 yıl içinde orta hasarlı binalarımızı bile onarttıramadık. Tarihler verdik, son gün dedik binalarınızı yıkacağız dedik. Bir çok vatandaş bu uyarıları ciddiye bile almadı. Devlet te binaları yıkma yerine  durmadan erteledi. Bu nasıl bir Devlet ciddiyetidir anlayamadık.
Geçtiğimiz yıllarda Belediye Başkanımız Yaşar Yazıcı ile çeşitli vesilelerle yapılan toplantılarda deprem, sivil savunma teşkilatlanması, arama kurtarma ekipleri kurulması, hazırlanacak depolarda çadır, arama kurtarma araç gereçleri ve diğer yardım malzemelerinin hazır bulundurulması gibi konular gündeme geldi.  Ancak  O da  sorumluluklarını bir tarafa bırakıp depremi unutanlar arasındaki yerini aldı ve bu konudaki sorumluluklarından hiç birini yerine getirmedi.

Bu gün ne böyle bir depomuz var. Ne de canımızı kurtarmak için kullanabileceğimiz bir manivela demiri.
Görülüyor ki bizler yine kaderimizle başbaşayız. Bir gün yine deprem kapımızı çalacak. Şiddeti belki yine 7.4 olacak. Yine bir çok insanımız enkaz altında kalacak. Birileri gelsin de bizi kurtarsın diye feryat ederek saatlerce bekleyeceğiz. Ve zamanında önlem alamadığımız için sevdiklerimizi kaybedeceğiz. Belki o zaman  yanımızda bizi herkesten çok düşünecek Cemalettin Özdemir gibi bir kaymakamımız da olmayacak.
Amerika ve Japonya gibi devletlerde 7.5 şiddetindeki bir depremde hiç kimsenin burnu bile kanamıyor. Bizde ise binlerce can kaybı.
Ne dersiniz bunun adına ayıp mı yoksa kader mi ? diyelim şimdi.

Diğer Kenan Certel Yazıları