Hendek’te yapacak çok işimiz var
OSB’yi kana buladılar, Hendek’te yakalandılar
     KÜLTÜR ŞEHRİ HENDEK BUNU HAK ETMİYOR
KUTSAL GECENİN HİKMETİ
Bu yazı 14 Kasım 2016, Pazartesi 16:05:01 tarihinde eklendi. 746 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BEN DEĞERLİYİM - Doktor Baran

“Başkalarına senin olmalarını istediğin gibi olmadıkları için kızma, daha kendin olmak istediğin gibi olamadın.” Thomas A. Kempis
BEN DEĞERLİYİM

Kızgınlık; Bireyin kendi sınırlarını sağlıklı korumasıdır, ancak şiddet değildir. Haksızlıklara karşı mesafeli olmak, hayır diyebilme gücü ve inisiyatif kullanmayı sağlar.

Bastırıldığında; Enerji kaybı, bireysel sınırlara saldırı, vazgeçiş, depresyon, öfke, duygusal ve fiziksel şiddet, cinnet ile sonuçlanabilir.

 

Aslına bakarsanız kızgınlık ve korku daima birliktedir ve her ikisi de tehlikeye karşı verilen tepkilerdir. İkisi de çok güçlü ve enerji yüklüdür.

 

İnsanlar kendilerini anlaşılmaz, önemsiz ve değersiz hissettiğinde kızgınlığa, bastırıldığında öfkeye dönüşen davranışlar sergiler. Özellikle öfke güvenli yere akar. Bu yüzden en çok yakınımızda bulunanlara öfkeli davranabiliriz.

 

Örneğin; kanser hastalığı içe dönmüş kızgınlıktır. Hayır diyemeyen ve bir çok konuda kendini hala yetersiz ve daha çok şey yapması gereken şeyler olduğunu düşünenler maalesef kansere daha çok yatkındır. En temelindeki duygu ise değersizliktir. Önce hastalığa öfke duyarız. Neden ben bunu yaşadım, oysa çok iyi biriyim, kimseye kötü davranmadım, kimseye hayır demedim gibi iç konuşmalarla durumu daha da zorlaştırırız.

 

Aristo derki; “Kızgınlığı, doğru kişiye, doğru zamanda, doğru ölçüde, doğru yolla ifade etmek gerekir.”

Bu nedenle biriktirmemek gerekir…

 

Öfke ve kızgınlık aslında bizim ruhumuzu korur.

 

Tehlikeli olan, inançlarımız, bunları çevreleyen sınırlarımız, bunlara olan bakış açımızdır.

 

Birçok seansım sırasında özellikle travma ve sonrasında temeldeki sorun, değersizlik olarak, yetememe duygusu olarak, suçlanma korkusu ve başa çıkılamayan davranışlar olarak ortaya çıkar.

 

Bunların sonucunda başa çıkamadığımız duygu ve davranışlar bizi depresyona sürükler.

 

Özellikle; başkalarının önünde küçük düşürüldüğümüzde değersizlik ve yetersizlik duygularımız daha da çoğalır. Ben yetersizim, ben değersizim mesajı oldukça yıkıcı olabilir.

 

Okulda, özel hayatımızda, aile içinde, özellikle çocukluk döneminde yaşanan dışarıdan bakılınca küçük ve önemsiz gibi görülen davranışlar, sözler, birçok kalıcı travmatik anıya dönüşebilmekte. Buna birçok örnek verebiliriz.

 

-Erkekler ağlamaz, ayıp sana.

-O şekilde konuşamazsın.

-Kız gibi olma.

-Seni cezalandıracağım.

-Cehenneme gideceksin.

 

 

 

 

UTANÇ İÇSELLEŞMİŞ DEĞERSİZLİK DUYGUSUDUR

 

Utancın kökeni çocukluk döneminde başlar. Bu genelde kişinin kendisini kötü, iğrenç bulduğu şeyi yaparak cezalandırması ve değersiz insan olduğunu kanıtlamasıdır. Utanca boğulan insan tüm düşünceleri yanlış anlar ve çarpıtır.

 

-Ya hep ya hiç düşüncesi ile yaşar. Eğer mükemmel değilsen bir hiçsin gibi..

-Genelleme yaparız. Mesela bir olay kötü gelişmişse sürekli kötü olacaktır.

-Çok büyütürüz ya da çok küçültürüz.

-Birçok şeyi etiketleriz ve önyargılı bakarız.

-Daima dünyanın merkezinde olmak isteriz.

-Sanki herkes senin için olumsuz düşünüyordur.

-Kibarca cezalandırma yolunu denemek.

 

Tüm bunların altında değersizlik duygusu yatar.

 

Suçluluk duygusunun başka bir göstergesi mükemmel olmaya çalışmaktır ve tüm yaşam zevkimizi yok eder.

 

Eleştiri kaldıramamak: Bu durum suçluluk duygusu kaynaklı değersizlik gölgesidir aslında. Herkes seni sevmek, beğenmek, takdir etmek zorundadır. Eğer bir tane olumsuzluk varsa değersizlik duygusu tavan yapmış durumdadır.

 

Suçluluk duygusu sürekli beslenmek ister. Gerçek dışı beklentiler, herkes bizi onaylasın, sevsin ve kabul etsin.

 

Sağlıklı suçluluk duygularımız ise sosyaldir.

 

AİT OLMA VE SUÇLULUK DUYGUSU

 

Güven sınırlarını ihlal ettiğimizde suçluluk duyarız. Gerçek suçluluk duygusu kalbe yerleşir. Kendimize verdiğimiz sözleri tutmayınca, özensiz davranınca suçluluk duyarız. Bunlar olumludur ve gelişimimiz için gereklidir.

 

Özetle; çok sevdiğimiz birine veya kendimize aykırı davrandığımızda suçluluk duyarız.

 

-Davranışların sorumluluğunu kabul etmek.

-İlişkiler zedelendiğinde fark etmek.

-Yanlış davranıldığını algılamak.

-Hatalardan ders çıkarmak, bizi iyileştiren duygulardır ve kendimizi daha iyi tanımamızı sağlar.

 

Değerli ve onurlu olmak; başkalarının ve kendinin sınırlarına saygılı olmayı bilmektir.

 

Affetmeyi öğrenmemiz, kendi içimizde kendimizi affedebilmeyi bilmemiz gerek. Koruma kalkanlarımız ne için oradalar, neyi önlemek, hangi sınırlarımızın aşılmasını önlemek için varlar. Kendimizle yüzleşmemizi sağlamak zorundayız. Affetmek insanı güçsüz yapmaz. Günlük hayatımız da bu durumları kullanabiliriz.

 

-İçtenlikle kendi gerçeğimi arıyor ve hayatımı bu gerçeği göre şekillendiriyorum.

-Eleştirilme korkusuyla imajımı korumak yerine tüm duygu, düşünce, davranış tutarlılığı içindeyim. Doğal olmayı seviyorum.

 

Kendimi yetersiz ve değersiz hissettiğim durumlarda ne kendimden utanıyorum ne de başkalarını suçluyorum. Sadece bu durumu kabul ediyor, yardım istemeyi kabul ediyorum.

Başarılarımdan gurur duyuyorum. Acılarımdan kaçmak yerine bunlarla yüzleşmeyi seçiyorum.

 

“Düşünce, düşüneni düşünür.”

 

“Kendini hatırlamak anahtardır.”

 

Sevgilerimle,

 

Fatoş Baran SOLMAZ

Diğer Doktor Baran Yazıları