Hendek’te ağaçlar budanıyor
VALİ BALKANLIOĞLU 2.OSB'DE
Püsküllü'nün personel buluşmaları devam ediyor
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ MESAJLARI
Bu yazı 17 Nisan 2017, Pazartesi 10:14:57 tarihinde eklendi. 138 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“GERÇEKTE KİMSEN O OL” - Doktor Baran

*Gerçekte kimsen o olmak, aslında umutsuzluğun zıddıdır *
“GERÇEKTE KİMSEN O OL”

-başardığımda ise gerçek benliğimi terk ediyorum,

-her iki durum da da kendi benliğimi kabul edemiyorum,

 

-Kendi benliğini terk etmek 

Kierkegaard imparator olmak isteyen bir adam örneğini verir ve ironik bir biçimde, eğer bu adam bir şekilde amacına ulaşsa bile eski benliğini terk edeceğine işaret eder. Hem arzusunda hem de ona ulaşmasında kendi benliğinden "kurtulmuş olmayı" istemektedir. Kendi benliğini bu şekilde inkar acı vericidir: Kişi kendini dışlamak istediğinde ortaya çıkan umutsuzluk bunaltıcıdır. Kişi 'kendine sahip değilken kendisi değildir''. Ancak Kierkegaard bir çözüm önerir. Kişinin başka biri olmaya istemek yerine, gerçek benliğini bulma cesaretini göstererek huzuru ve iç uyumu bulabileceği sonucuna varır. *Gerçekten olduğun kimseyi olmak istemek umutsuzluğun zıddıdır der, gerçek benliğimizi  inkar etmeye son verdiğimizde ve gerçek doğamızın üzerindeki örtüyü kaldırıp onu kabullenmemiz durumunda umutsuzluğun yok olabileceğine inanılır.

Bir şeyler yanlış gittiğinde, mesela doktorluk sınavını geçemediğin de kişi, kaybolan bir şey için umutsuzluğa kapılmış gibi görünür. 
Ancak Kierkegaard'a göre, duruma daha yakından bakıldığında kişinin olan olaydan değil (sınavda başarısız olma) kendisinden umutsuzluk duyduğu açıkça görülebilir. Bir amaca ulaşmayı başaramayan benlik tahammül edilmez hale gelir. Kişi farklı bir benlik olmak istemektedir (doktor) ama şimdi başarısız olmuş bir benlikle umutsuzluk içinde kalakalmıştır.

*Her kimsen o ol ve ne düşünüyorsan onu söyle, çünkü seni umursayanlar için fark edecek, umursamayanlar için fark etmeyecektir. / Dr. Seuss

 

Kendimiz olmayı seçemeyiz çünkü;  öğrendiklerimizin ne kadarı gerçek ölçemeyiz, kendimizi duymadığımız ve kafamızdaki seslerin çoğunluğundan belli oluyordur,  korkularımıza yenik düşeriz, kaybetme korkusu, yalnız kalma korkusu, birey olamama, gerçek benliğimizin kabul görmeme korkusu, biz bile kendimizle yüzleşemezken kendimizden kaçarken başkalarından ne kadar saklanırsak o kadar iyi değil mi, bir gün biri çıkar ve sana dur der, ta ki o zamana kadar saklan saklanabildiğin kadar kendinden..!

-Kavramlar ve davranışlar birbirine direnince güç haline gelir..

Deneyimlerimiz ve algılarımız bir araya gelince düşünceler oluşuyor, mutlaka bir düşüncenin diğerine tercih edilmesi gerekir. Tercih edilmeyen düşüncemiz bilinci terk eder ve bilinç dışında yaşamaya devam eder.  Eğer aynı anda iki düşünce varsa kafamızda birinin alanı darsa diğeri onun yerini alır ve gerçekleşmek için çabalar.

 

-Umutsuzluk ta depresyondan değil kendine yabancılaşmaktan kaynaklanır. Bilinçle farkındalıkta kendimizi iyi analiz edebilirsek bu durumun üstesinden gelebiliriz. Umutsuzluğun başlıca tanımının bilgisizlik olduğunu da ilave etmek isterim, kişi benliği hakkından yanlış düşünce içerisinde ise benliğini tanımıyor ne istediğini bilmiyorsa eğer bu durum kişiyi umutsuzluğa daha çok iter. İlave olarak bu tarz durumlar aynı anda mutluluk hissine çok yakındır, ve son derece mantıksızdır..eğer şiddetle kendimizin farkında olmayı seçersek bunların tamamı ile yüzleşme ve düzeltme şansımız da olabilir.

 

DOĞASI NE OLURSA OLSUN HERHANGİ BİRİ HERHANGİ BİR ŞEY OLMASI İÇİN  EĞİTİLEBİLİR

JOHN B.WATSON

-Fikirler anılar ve uyarıcılar bilinçli zihnin dayanma gücünü aşacak şekilde bunaltıcı veya uygunsuz hale gelince bastırılırlar. İçgüdülerimizle içeri ittiklerimiz bilinç dışımızda depolanır, ve bilinçdışımız bizi sessizce yönetir. Bilinçli ve bilinç dışı arasındaki fark ruhsal gerilim yaratır ve tanımlayamayız, bu gerilim sade bilişsel görüşmelerle açığa çıkar ve kişinin rahatlaması bu şekilde sağlanır.

 

Öğrenmek bir şeyin mümkün olduğunu keşfetmektir,

“perls”

 

O halde değişim için kendimizi tanımalıyız. Ne istediğimizden emin olmalıyız,

*Delice şeyler yapanların mutlaka deli olmaları gerekmez.

-Bazı durumlarda insanlar delice hareketler yaparlar bu durumlarda; eğer hareketlerine neden olacak koşulları bilmiyorsak,

-bu durumun karakterindeki bir kusurun veya deliliğin sebep olduğu sonucuna varmaya hemen hazırızdır.

İnsan davranışlarının çoğu modellemedir, bu şekilde öğrenir ve öğretiriz. Neyi bildiğimize ve neyi öğrettiğimize son derece dikkat etmeliyiz.

 

“ZİHİN BUZDAĞI GİBİDİR, SADECE YEDİDE BİRİ SUYUN ÜZERİNDEDİR”

Sigmun Freud

 

Sevgimle

Fatoş Baran Solmaz

Diğer Doktor Baran Yazıları